Bihter Mutlu Gencer
Psikolog Özel Eğitim Uzmanı

Çocuğumuzu kabul edebilmek!...

Devir  teknoloji devri       

Değerlerin değiştiği, insanın bireyselleşmesinin makbul olduğu, her anlamda insanlar arası yarışın desteklendiği, duygusallığın acizlik, duygulardan derinlemesine konuşmanın sıkıcı bulunduğu, markaların ön planda, sanal ortamlarda arkadaşlıkların revaçta olduğu bir devirde yaşıyoruz. Zamana ayak uydurabilmek için anne babalar koşuyor, farkında bile olmadan değişen bu değerleri içlerine sindirip yaşam biçimleri haline getiriyorlar. Bütün bu koşuşturmaca içinde çocuklar ve onları yetiştirme şekilleri de nasiplerini alıyor. Çocuk doğar doğmaz –belki de daha öncesinde- onunla ilgili planlar kafalarda oluşuyor. Ata mı binse, baleye mi gitse yoksa piyano mu çalsa acaba?? Hangi yuvaya, sonra da hangi özel okula gitse? Hatta belki de hayallere dalmaya başlanıyor “sonra da yurt dışında master’ını nerede yapsa?”.... Çocuğun “anne babaların belirlediği” amaçlara ulaşması için akıllı olması gerek tabi. Bunun için araştırılıyor, çocuğun zekası nasıl geliştirilebilir diye. Ortalıkta zeka geliştirdiğine inanılan ne kadar oyuncak varsa satın alınıyor. E tabi bütün bu hedeflere ulaşabilmek için para kazanmak gerek, hem de çok. Çocuğun geleceğini hazırlamak uğruna gece gündüz çalışılıyor. Eve yorgun argın geliniyor, çocukla ilgilenmeye vakit ve enerji bile kalmamış, bazen uyumadan onu görebilmek bile mümkün olamıyor. Böyle bir senaryoda sadece çocuk değil, anne babalar da zararlı çıkıyor. Çocuklar için önlerinde, hırs ve yarışın değerli olduğu mekanik bir dünya; anne babanın ise “niye çocuk yaptıklarını bile hatırlayamadıkları”, bir çocuk sahibi olmanın gerçek tatlarına varamadan çocukların büyüdüğü bir hayat...

Peki kötü birşey mi çocuğu baleye göndermek, piyano dersi aldırmak? İmkanlar elverdiğince çocuğa fırsatlar sunmak elbetteki kötü olamaz. Fakat bunları yaparken aslında bunu kimin istediğini, bizim kafamızdaki çocuk imajına uysun diye çocuğumuzu kenarından köşesinden törpülemeye çalışırken asıl çocuğumuzun kim olduğunu, onun bireysel kişilik özelliklerini ve asıl kendi isteklerini kaçırıp kaçırmadığımızı farkedelim. Kafamızdaki çocuğu bir kenara bırakıp kendi çocuğumuzu olduğu gibi kabul edebiliyor muyuz,  bunu sorgulayalım.

Çocuğu olmadığı birşey yapmaya çalışmak onun ruhuna zarar verir. Kendi anne babası tarafından kabul görmediğini hisseden bir çocuğun özgüveni örselenir. Kendini ortaya koymakta, isteklerini ifade etmekte zorlanır. Anne babasıyla ilişkisinde olduğu gibi, hayatta hep başkalarının istediği gibi biri olması gerektiği, ancak böyle olduğunda kabul görüp sevilmeye değer bulunacağı duygusu gelir içine yerleşir. Çocuklar “sadece kendileri” oldukları için anne babalarının onları seveceğinden emin olduklarında hayatta kendiyle barışık, rahat, özgüven sahibi olmanın ilk adımlarını atmış olurlar.
Oyuncaklara gelince; keyfi iki günde tüketilen bütün bu görsel ve mekanik materyallere gerçekten ihtiyacı var mı çocuğumuzun acaba? Yoksa onun bütün ihtiyacı yerde el ele, kucak kucağa yapılan bir sohbetteki iletişimin samimiyetini ve sıcaklığını hissedebilmek midir? Bir kap, bir de kaşık bebeğine yemek yedirmek, puftan yapılmış bir sahnede iki bez kuklayı konuşturmak, iki sopayı at yapıp birlikte evin içinde koşturmak.... Aslında bu kadar yalındır çocuk. Gözünün içine bakmayı, ruhuna değmeyi bilmek, istemek gerek.

 


Bu yazı 1556 kez okunmuştur.

Yorumunuz 255 Karakterle Sınırlıdır.
E-Mailiniz yorum yapabilmek için gereklidir. Fakat görünmeyecek / yayınlanmayacaktır.
İsminiz
E-Mail
Yorumunuz



Yapılan Yorumlar







ASTROLOJİ
ANNE & ÇOCUK
Psikoloji
Eğitim
Bakım
YEMEK
BOŞ
MAGAZİN
YAŞAM
Gezi
AŞK ve İLİŞKİLER
EĞLENCE
SAĞLIKLI YAŞAM
Diyet
Spor
GÜZELLİK
© BenimYuvam  2002 -
Tüm Hakları Saklıdır.
Site içeriği izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz / kullanılamaz.
BenimYuvam'a gönderilen ve yayınlanan yazıların telif hakları yazarların kendisine aittir.
BenimYuvam® yazar yazılarının içeriğinden sorumlu değildir.
Yasal Uyarı & Gizlilik
View My Stats